İspanyaMadrid

Madrid Gezilecek Yerler

Madrid’e gelecek olan yolcuların dikkatine, gezimiz başlamak üzeredir. Lütfen yol boyunca size eşlik edecek olan önünüzdeki planı takip ediniz, çantalarınızın ve fotoğraf makinelerinizin emniyet kemerini güvenli olarak bağladığınızdan emin olunuz. Emniyet kemerinizi bağlamak için plastik tokayı yuvaya oturtunuz. Bu gezi planımızda 17 başlık altında planlanan 19 farklı nokta bulunmaktadır. Bu 19 farklı noktayı içeren haritayı “Gezi Planı” adlı bölümün en altında bulabilirsiniz. Dikkatiniz için teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz.

1) Puerta del Sol

Kendisi gezimizin başlangıç noktası ve şehrin en ünlü meydanıdır. Günün her saati dolu olan bu meydan günümüzde birçok sosyal, sanatsal ve politik etkinlere ev sahipliği yapmaktadır. Halk tarafından kendi sesini duyurabilme amacıyla da kullanılabilen bu yer, aynı zamanda birçok kişinin herhangi bir etkinlik öncesi buluşma noktasıdır.

Akşam saatlerinde artan yoğunluk ile birlikte dans gösterisi yapan, paten kayan, müzik söyleyen, resim çizen ve sokak performansı sergileyen insanlar bu meydanı doldurmakta ve daha eğlenceli hale getirmektedir.

Meydanın içerisinde yer alan bazı yapılar özellikle dikkat çekmektedir;

  • Estatua del Oso y el Madroño: Eskiden Madrid’in çevresindeki ormanlarda bolca görülen ayı ve kocayemiş ağacı Madrid’in simgesi haline gelmiş ve daha sonra “Puerta del Sol” meydanında heykeli yaptırılmıştır.
  • Real Casa de Correos: Bu meydandaki en eski bina olma özelliğine sahip kraliyet postanesi her yeni yıl arifesinde insanların önünde toplanmasına şahitlik etmiştir. 31 Aralık tarihinde yeni yıla geri sayım başladığında binanın tarettesinde yer alan saat 12 defa vuruş yapar. Her bir vuruş şanslı bir 12 ay içindir ve bu 12 ay için 12 üzüm tanesi yenir. 1962’den beri gerçekleştirilen bu ritüel insanların yeni yıla mutlu ve huzurlu girmesi için bir başlangıçtır.
  • Placa del Kilómetro Cero: “Casa de Correos”un önünde yer alan bu levha İspanya’nın merkezini simgelemektedir.
  • Estatua Ecuestre de Carlos III: 1759-1788 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Carlos’un atlı heykelidir.

2) Opera

“Puerta del Sol” meydanında incelediğimiz yapıtlardan sonra “Teatro Real” adlı Opera Binasına gitmek için çiçekli Endülüs balkonlarının yer aldığı “Calle del Arenal” sokağına giriş yapıyoruz.

Bu sokak sağlı sollu küçük butik dükkânlardan, önüne oturup kahvenizi içebileceğiniz neşeli kafe alanlarından, restoranlardan ve hediyelik eşya mağazalarından oluşmaktadır. Sokağın sonuna doğru karşılaşacağınız Opera binası ile önündeki küçük meydan fotoğraflık bir kare olacaktır.

  • Teatro Real: Kral Ferdinand VII tarafından kurulan Opera binasını isterseniz sesli rehber eşliğinde veya rehbersiz bir şekilde ziyaret edebilirsiniz. Bu zarif binanın çeşitli salonlarını ve odalarını keşfedebilir ayrıca görkemli sahnesine şahitlik edebilirsiniz.

3) Plaza Mayor

Tarihten bu yana halk tarafından bir pazar yeri olarak kullanılan aynı zamanda boğa güreşi veya futbol maçları gibi etkinlerin yapıldığı, İspanyol Engizisyonu döneminde ise halka açık yargılanmaların ve idamların gerçekleştiği yer olan bu meydan 1598-1621 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Felipe tarafından yaptırılmıştır.

“Plaza Mayor” çevrisinde barındırdığı geleneksel tip kafeler, restoranlar ve aksam saatlerinde yer alan performans sanatçıları ile günümüzde Madrid şehrinin en önemli turistik noktalarından birisi haline gelmiştir. Binaların kemeraltında bulunan bu kafe ve restoranlarda Madrid’e has yemekler yiyebilir veya kahvenizi yudumlayarak canlı tarihe göz atabilirsiniz.

Plaza Mayor, iki ünlü yapıya ev sahipliği yapmaktadır;

  • Estatua de Felipe III:1598-1621 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Felipe’nin atlı heykelidir.
  • Casa de la Panaderia: Başlangıçta Madrid’deki ana fırın görevini gören daha sonraları ise belediye kütüphanesi olan, günümüzde ise Madrid turizm merkezi olarak bilinen binadır.

4) Mercado de San Miguel

“Plaza Mayor” meydanından sonra yolumuz, 1916 yılında açılan ve daha sonra 2003 yılında restore edilen Madrid’in tarihi kapalı gıda pazarına düşüyor. Yıllık olarak 10 milyondan fazla ziyaretçi alan bu kapalı pazar, İspanyol mutfağı basta olmak birçok dünya mutfağından ülkelerin kendine has yiyeceklerini gözler önüne seriyor. Sahip olduğu deniz mahsulleri, özel peynirleri, kaliteli şarapları, lezzetli jambonları, farklı çeşit atıştırmalık Tapasları ile bir bar tipini andıran bu pazar yol üzeri atıştırmalık ve dinlenmelik noktanız olabilir.

5) Plaza de La Villa

17. yüzyılda önemli insanların kaldığı bu meydan, Madrid tarzı Barok mimarisinin harika bir şekilde korunmuş örneğidir. Meydana girdikten sonra arka sokaklarına doğru yönelirseniz, buranın büyüsüne kapılıp kendinizi orta çağ dönemine ait masallarda gibi hissedebilirsiniz. Dükkânların ve insan topluluklarının bulunmadığı, ayrıca araç girişine kapalı olan bu yerin masalsı görüntüsü fotoğraflık bir kare ve unutulmaz bir an olacaktır.

6) Catedral de la Almudena

Eski bir caminin üzerine inşa edilen ve Meryem Ana’ya adanmış olan Almudena Roma Katolik Katedrali, adını “tahıl deposu” anlamına gelen Arapça “Al-mudy” kelimesinden almıştır. 1993 yılında Papa II. Jean Paul tarafından kutsanarak resmen açılan bu katedral, Madrid başpiskoposluğunun yönetim merkezidir. Dış tasarım Neo-klasik, iç tasarım ise Neo-Gotik’tir. Müze ile birlikte gezebileceğiniz bir terası bulunan bu yapı sahip olduğu sanatsal ve dini içerikleri ile birçok turisti kendisine çekmektedir.

7) Palacio Real de Madrid

135.000 m² ve 3418 odadan oluşan bu yapı Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı olma özelliğini taşımaktadır. 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile İspanya Hükümdarlığının bir göstergesi olarak Barok Mimari tasarımı ve Klasisizm estetiği ile inşa edilen bu yapı tarihsel ve sanatsal anlamda birçok değere ev sahipliği yapmaktadır.

8) Templo de Debod

“Palacio Real de Madrid”den sonraki noktamız “Templo de Debod” adlı Mısır tapınağıdır. “Plaza de España”nın yanında ve “Parque del Oeste” adlı ormanlık parkın içerisinde yer alan bu tapınak, 1960 yılında Mısırda Aswan Barajı’nın yeniden yapılandırılması sırasında zarar görmeye başlayan anıtlardan ve arkeolojik sitlerden birisiydi. UNESCO’nun bu görkemli tarihi yapıları koruma altına alma çabası sonucu Madrid’e gönderilen tapınak 20 Temmuz 1972’de halka açılmıştır. Bu tapınağı ziyaret etmeniz için önerebileceğimiz en uygun zaman gün doğumu, gün batımıdır. Gece ışıklandırmasıyla birlikte çekilen fotoğraf kareleri galerinizde renkli bir ambiyans yaratacaktır. Ayrıca isterseniz tapınağın içini ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilir duvarlardaki hiyeroglif yazıları, antik heykelleri görebilir ve Mısır’ın mitolojisi hakkında bilgiler edinebilirsiniz.

9) Plaza de España – Plaza del Callao – Gran Via

2 meydan arası 1 büyük caddeden oluşan bu güzergâh Mısır Tapınağı sonrası listemizde 9. sırada yer alıyor.

Yürüyerek gezmenizi önerdiğim bu üç noktanın başlangıcı “Plaza de España”, sahip olduğu “Jardines de la Plaza de España” adlı bahçe, içerisindeki 3 önemli heykel ve onun dışında yer alan 2 gökdelen ile Madrid’in ana merkezlerinden biridir. “Torre de Madrid” ve “Edificio España” adlı gökdelenlerin önünde bulunan bahçede, Modern Avrupa’nın ilk romanı olarak kabul edilen Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes Saavedra, o kitapta 2 ana karakter olarak rol oynayan Don Kişot ve onun seyisi Sancho Panza’nun heykelleri yer almaktadır.

Bu nokta ile bağlantılı olan “Gran Via” adlı cadde ise İspanya’nın en ünlü caddesidir. Konaklama başlığı altında “Sol” metni içerisinde bahsettiğim bu cadde, tarihi binaları, gösteri merkezleri, İspanyol restoranları ve ünlü mağazaları ile Paris’in Champs-Élysées’si, Sankt-Peterburg’un Nevsky Prospect’i ve New York’un Broadway’i gibidir. Sürekli canlı olan bu cadde Madrid gece hayatı için vazgeçilmezlerdendir.

“Plaza del Callao” ise “Gran Via” caddesi üzerinde “Puerta del Sol” meydanı ile ana bağlantıyı kuran küçük bir meydandır. Burada daha çok önemli markaların reklam amaçlı kullandığı dev ekranlar göze çarpacaktır. Küçük kafelerin bulunduğu bu meydanı yol üzerinde bir dinlenme noktası olarak belirleyebilirsiniz.

10) Plaza de Cibeles

Madrid’in sembolü haline gelmiş olan “Palacio de Cibeles” adlı bu meydan “Gran Via” adlı cadde üzerinden ulaşılabilmektedir. Neo-Klasik mimariye sıkça rastladığımız bu meydanda 2 önemli yapı bulunmaktadır;

  • “Palacio de Cibeles” olarak adlandırılan ve eskiden İspanya Posta Servisi’nin merkezi olarak kullanılan bu bina 1919 da inşa edilmiştir. Çatı katında yer alan kokteyl bar ile sahip olduğu manzara birçok turistin dikkatini çekmektedir.
  • 1782 yılında Ventura Rodríguez tarafından yapılan “Fuente de Cibeles” adlı çeşme ise üzerinde Tanrıça Cibeles’i taşıyan araç ve aracı çeken 2 aslandan oluşur. 2 aslanın simgelediği mitolojik karakterler Atalanta ve Hippomenes’tir.

Aynı zamanda Real Madrid futbol takımının kazandığı maçlar veya kupalar sonrası halk ile birlikte futbolcuların bu olayı kutladığı yerdir “Plaza de Cibeles”. Burada geçmişinize dair bir anı bırakmak ve Madrid’e geldim diyebilmek için caddenin sonundan “Palacio de Cibeles” adlı binayı ve “Fuente de Cibeles” adlı çeşmeyi gören bir açı ile fotoğraf çekinebilirsiniz.

11) Puerta de Alcalá

Madrid şehrine erişim sağlayan beş antik kraliyet kapısından biri olan “Puerta de Alcalá”, neo-klasik mimariye sahip bir zafer takı olarak 1778 yılında İtalyan mimar Francesco Sabatini tarafından inşa edilmiştir. İlk zamanlar Fransa’dan ve Aragon’dan gelen yolculara bu kapıdan geçiş izni varken günümüzde birçok turistin “Parque del Retiro” öncesi veya sonrası fotoğrafını çektiği bir anıt haline gelmiştir.

12) Parque del Retiro

Evet, artık kalabalığın içerisinden sıyrılmanın ve biraz kafa dinlemenin vakti geldi sanırım. “Puerta de Alcalá”nın hemen yanında yer alan, 17. yüzyılda Felipe IV tarafından soylulara adanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar İspanyol monarşisine ait olan “Parque del Retiro” adlı parka doğru yol alıyoruz. Bu park içerisinde barındırdığı anıtlar, çeşmeler, galeriler, bahçeler, yürüyüş alanları, heykeller, botanik yollar, göller, eşsiz ağaçlar ve yaban hayatı ile Madridlilerin vazgeçilmez noktalarındandır. Havaların iyi olduğu günlerde parkta spor yapan, gazetesini okuyan, kukla oynatan, müzik çalan ve tekne ile gole açılan birçok insan görebilirsiniz. Bu neşeli ortamda size önerimiz şehrin gürültüsünü unutup mavi gökyüzüne bakmanız ve biraz “siesta” yapmanızdır.

13) Caixaforum

2008 yılında İsviçreli mimarlar tarafından Dekonstrüktivizm mimari tasarımında oluşturulan ve binanın yan yüzünde bulunan dikey bahçesi ile dikkatleri üzerine çeken bu yapı genellikle geçici sergilere adanmış sosyo-kültürel bir merkez olmak üzere içerisinde antik, modern ve çağdaş sanata, müzik ve şiir festivallerine, güncel tartışmalara ve sosyal etkinliklere yer verir. Gezi planınız içerisinde sanatsal bir aktivite de yapalım diye düşünüyorsanız burası sizin için ideal bir nokta olabilir.

14) Museo Nacional del Prado

Dünyanın en büyük ve en önemli İspanyol resim sanatı koleksiyonuna sahip olan, Juan de Villanueva tarafından tasarlanan ve 1819 yılında açılan Prado Müzesi ilk başlarda bir bilim evi olarak düşünülmüş daha sonra ise süvari kışlası olarak kullanılmıştır. En sonunda müze olmasında karar kılınan bu bina tablo, heykel, oyma baskı ve çizim gibi on altıncı ila yirminci yüzyıl arası birçok sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Velázquez, El Greco, Rubens, Bosch, Goya, Rembrandt, Dürer, Titian, Murillo, gibi dünyaca ünlü ressamların şaheserlerini içeren bu müzeyi eğer bir sanat tutkunu iseniz kesinlikle öneririz.

15) Plaza de Santa Ana

Şehrin “Letras” semtinde yer alan bu meydan İspanya’nın en önemli yazarlarından birisi olan “Pedro Calderón de la Barca” ile ünlü şair Federico García Lorca’un heykellerini içerisinde barındırır. Farklı tarzda kafeleri, restoranları, “Tapas” barları, sahip olduğu eğlenceli ortamı, mimarisi ve enerjisi ile insani gerçekten mutlu eden bir dinlenme noktasıdır. Baş döndürücü sanatsal koleksiyonlara sahip olan “Museo del Prado” adlı müzeden sonra burası size ilaç gibi gelecektir.

16) Plaza de Toros de Las Ventas

Dünyadaki en büyük üçüncü boğa güreşi alanına sahip olan bu ring “Salamanca” bölgesinin doğusunda yer almaktadır. 1931 yılında inşa edilen ve yapımında Neo-Mudéjar mimari tarzının kullanıldığı “Plaza de Toros de Las Ventas”, birçok turist tarafından ilgi görmekte ve etkinlikleri ile şehir içinde ön plana çıkmaktadır. Her ne kadar hayvanlara karşı yapılan bu eziyeti kınasak da ilgi gösterenler şehir merkezinden uzakta olması sebebiyle herhangi bir ulaşım aracı kullanması gerektiğini unutmamalıdır.

17) Santiago Barnabeu

Gelelim gezimizin son noktasına. İsmini, bir zamanlar futbolcu olan daha sonraları “Real Madrid” futbol kulübünün başkanlığını yapan Santiago Bernabéu Yeste’den alan bu stat 1947’de açılmıştır ve günümüzde “Castellana” adlı semtte bulunmaktadır. Efsanelere tanıklık eden ve tarih sayfalarında kendine yer bulan bu stat birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. 25 € karşılığında, kupalar ve ödüller ile dolu olan müzesini gezebilir daha sonra soyunma odasını ziyaret edebilir ve sahaya inip yedek koltuklarına oturabilirsiniz. Eğer gerçek bir futbol tutkunuysanız burası sizin için masallar diyarı olabilir.

¡! 16 ve 17. Maddeleri şehir merkezlerinden uzakta olması sebebiyle listenin sonuna aldık. Bu iki noktaya şehir merkezinden herhangi bir ulaşım aracı ile gidebilirsiniz ¡!

Bu yazı Madrid serisinin 4 / 7 yazısıdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu