YENİOrta Amerika Çok Yakında!
Madridİspanya

Madrid Gezilecek Yerler

8 dk okuma süresi

İnsanları, sokakları ve de özellikle akşam ışıklandırmaları ile harika bir ambiyansı olan, yaşanılası bir şehir Madrid. Sıcacık, capcanlı ve olağanüstü sempatik. Farkında olmadan aşık oluyorsunuz buraya. Hatta bazen gözünüz dalıyor etkileyiciliği karşısında.

Kılavuz olarak bu yazıyı hazırladık. Sadece gerekli ayrıntılara yer verdik 😀 Ayrıca listenin en altına bir de harita yerleştirdik. Bu harita aracılığı ile yazıdaki yerleri rahatlıkla ayırt edebilirsiniz. Şimdilik bu kadar. Eğer bir sorunuz olursa cevaplamaktan mutluluk duyarız, iyi okumalar.

Puerta del Sol

Kendisi gezimizin başlangıç noktası ve şehrin en ünlü meydanıdır. Günün her saati dolu olan bu meydan, birçok sosyal, sanatsal ve politik etkinliğe ev sahipliği yapmakla birlikte aynı zamanda herhangi bir aktivite öncesi buluşma noktası olarak da değerlendirilmektedir.

Meydan’da yer alan bazı yapılar;

  • Estatua del Oso y el Madroño: Eskiden Madrid’in çevresindeki ormanlarda bolca görülen ayı ve kocayemiş ağacı Madrid’in simgesi haline gelmiş ve daha sonra “Puerta del Sol” meydanına heykeli dikilmiştir.
  • Real Casa de Correos: Bu meydanda ki en eski bina olma özelliğine sahip kraliyet postanesi. 31 Aralık tarihinde yeni yıla geri sayım başladığında binanın tarettesinde yer alan saat 12 defa vuruş yapar. Her bir vuruş şanslı bir 12 ay içindir ve bu 12 ay için 12 üzüm tanesi yenir. 1962’den beri gerçekleştirilen bu ritüel insanların yeni yıla mutlu ve huzurlu girmesi için bir başlangıçtır.
  • Placa del Kilómetro Cero: “Casa de Correos”un önünde yer alan bu levha İspanya’nın merkezini simgelemektedir.
  • Estatua Ecuestre de Carlos III: 1759-1788 yılları arasında İspanya Kralı olarak hükümdarlık yapan 3. Carlos’un atlı heykelidir.

Opera

Puerta del Sol meydanından sonra Teatro Real adlı Opera Binasına gitmek için çiçekli Endülüs balkonlarının yer aldığı Calle del Arenal sokağına giriş yapıyoruz.

Bu sokak sağlı sollu küçük butik dükkânlardan, önüne oturup kahvenizi içebileceğiniz harika kafelerden, restoranlardan ve hediyelik eşya mağazalarından oluşmaktadır. Sokağın sonuna doğru karşılaşacağınız Opera binası ve önündeki küçük meydan tam fotoğraflık bir kare olacaktır.

  • Teatro Real: Kral Ferdinand VII tarafından kurulan Opera binasını isterseniz sesli rehber eşliğinde veya rehbersiz bir şekilde ziyaret edebilirsiniz. Bu zarif binanın çeşitli salonlarını ve odalarını keşfedebilir ayrıca görkemli sahnesine şahitlik edebilirsiniz.

Plaza Mayor

Tarihte pazar yeri, boğa güreşi arenası veya stadyum olarak kullanılmış olan, Engizisyon Mahkemeleri’nin kurulduğu dönemde ise halka açık yargılanmaların ve idamların gerçekleştiği yer olan bu meydan İspanya Kralı 3. Felipe (1598-1621) tarafından yaptırılmıştır.

İçerdiği geleneksel kafe ve restoranlar ile şehrin en önemli turistik noktalarından biridir. Ki İspanyol kültüründe büyük/ana meydanlar (Plaza Mayor) adeta bir mihenk taşıdır. Bu da onu istemeden de olsa önemli yapan bir diğer detaydır.

Plaza Mayor, iki ünlü yapıya ev sahipliği yapmaktadır;

  • Estatua de Felipe III:1598-1621 yılları arasında İspanya Kralı olan 3. Felipe’nin atlı heykelidir.
  • Casa de la Panaderia: Başlangıçta Madrid’deki ana fırın görevini gören daha sonraları ise belediye kütüphanesi olan, günümüzde ise Madrid turizm merkezi olarak bilinen binadır.

Mercado de San Miguel

Plaza Mayor meydanından sonra yolumuz, 1916 yılında açılan, daha sonra 2003 yılında restore edilen Madrid’in tarihi kapalı gıda pazarına düşüyor. Yıllık olarak 10 milyondan fazla ziyaretçi alan bu kapalı pazar, İspanyol mutfağı başta olmak birçok dünya mutfağından ülkelerin kendine has yiyeceklerini gözler önüne seriyor. Sahip olduğu deniz mahsulleri, özel peynirleri, kaliteli şarapları, lezzetli jambonları ve çeşitli atıştırmalık Tapasları ile bir bar tipini andıran bu pazar kesinlikle denemeye değer.

Plaza de La Villa

17. yüzyılda önemli insanların kaldığı bu meydan, Madrid tarzı Barok mimarisinin harika bir şekilde korunmuş örneğidir. Meydanın arka sokaklarına doğru yönelirseniz, buranın büyüsüne kapılıp kendinizi orta çağ dönemine ait masallarda gibi hissedebilirsiniz. Dükkânların bulunmadığı, ayrıca araç girişine kapalı olan bu yerin masalsı görüntüsü fotoğraflık bir kare ve unutulmaz bir an olacaktır.

Catedral de la Almudena

Eski bir caminin üzerine inşa edilmiş ve Meryem Ana’ya adanmış olan Almudena Roma Katolik Katedrali, adını “tahıl deposu” anlamına gelen Arapça “Al-mudy” kelimesinden almıştır. 1993 yılında Papa II. Jean Paul tarafından açılan bu katedral, Madrid başpiskoposluğunun yönetim merkezidir. Dış tasarım Neo-klasik, iç tasarım ise Neo-Gotik’tir.

Not

  • İçeride gezebileceğiniz güzel bir müze var. Ancak müzeden daha çok manzaralı terasını görmenizi öneririz.

Palacio Real de Madrid

135.000 m² ve 3418 odadan oluşan bu yapı Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı olma özelliğini taşımaktadır. 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile İspanya Hükümdarlığının bir göstergesi olarak Barok Mimari tasarımı ve Klasisizm estetiği ile inşa edilmiş.

Saray’ın içi, özellikle taht odası (Salón del Trono) büyüleyici. Ancak asıl görmenizi istediğimiz yer mutfak bölümü yani Real Cocina. Bir an kendinizi Garfield 2 filmindeki lazanya saynesindeymiş gibi hissediyorsunuz 😀

Not

  • Saray, odalar, bilet fiyatları ve açılış-kapanış saatleri hakkında güncel bilgiye ulaşmak için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

Templo de Debod

Palacio Real de Madrid’den sonraki noktamız Templo de Debod adlı Mısır tapınağıdır. Plaza de España’nın yanında ve Parque del Oeste adlı ormanlık parkın içerisinde yer alan bu tapınak, 1960 yılında Mısır’da Aswan Barajı’nın yeniden yapılandırılması sırasında zarar görmeye başlayan anıtlardan ve arkeolojik sitlerden birisiydi. UNESCO’nun bu görkemli tarihi yapıları koruma altına alma çabası sonucu Madrid’e gönderilen tapınak, 20 Temmuz 1972’de halka açılmıştır.

Bu tapınağı ziyaret etmeniz için önerebileceğimiz en uygun zaman dilimi gün doğumu veya gün batımı vaktidir. Özellikle gece ışıklandırmasıyla birlikte çekilen fotoğraflar harika çıkıyor. Bu arada, eğer isterseniz tapınağı ücretsiz bir şekilde gezebilir, duvarlardaki hiyeroglif yazıları ve içerdeki antik heykelleri görebilirsiniz.

Plaza de España – Plaza del Callao – Gran Via

Plaza de España, şehrin büyük meydanlarından biridir. Hotel Riu’nun önünde yer alır. Modern Avrupa’nın ilk romanı olarak kabul edilen Don Kişot’un yazarı Miguel de Cervantes Saavedra, kitapta rol oynayan Don Kişot ve onun seyisi Sancho Panza’nun heykelleri burada yer almaktadır.

Not

  • Görselde arka planda kalan devasa büyüklükteki Hotel Riu’nun harika bir terası bulunmaktadır. Pazartesi-Cuma günleri saat 11:00 ila 17:00 arasında giriş ücreti 5 €, 17.00’dan sonra ise 10 €’dur. Cumartesi ve pazar günleri ise saat farkı gözetmeksizin 10 €’dur. Değer mi diye soracak olursanız, kesinlikle değer!

Plaza de España ile bağlantılı olan Gran Via, İspanya’nın en ünlü caddesi olarak bilinmektedir. Tarihi binaları, gösteri merkezleri, İspanyol restoranları ve ünlü mağazaları ile Paris’in Champs-Élysées’si, Sankt-Peterburg’un Nevsky Prospect’i ve New York’un Broadway’i gibidir.

Plaza del Callao ise Gran Via caddesi üzerinde Puerta del Sol meydanı ile ana bağlantıyı kuran küçük bir meydandır. Burada daha çok markaların reklam amaçlı kullandığı dev ekranlar göze çarpacaktır. Küçük kafelerin bulunduğu bu meydanı yol üzerinde bir dinlenme noktası olarak değerlendirebilirsiniz.

Plaza de Cibeles

Neo-Klasik detayların ön planda olduğu ikonik bir meydandır. Geçmişte İspanya Ulusal Posta Servisi’nin, günümüzde ise Madrid Belediye Başkanlığı’nın merkez binası olan harika bir yapıya ve de 1782 yılında Ventura Rodríguez tarafından yapılan Fuente de Cibeles adlı tarihi bir çeşmeye ev sahipliği yapmaktadır.

Not

  • Yapı’nın Gran Via caddesine bakan güzel bir terası var;
  • Salı-Pazar 10:30 – 14:00 16:00 – 19:30
  • Fuente de Cibeles adlı çeşme, üzerinde Tanrıça Cibeles’i taşıyan araç ve aracı çeken 2 aslandan oluşur. 2 aslanın simgelediği mitolojik karakterler ise Atalanta ve Hippomenes’tir.

Puerta de Alcalá

1778 yılında III. Carlos’un emriyle, zamanında Madrid şehrine erişim sağlayan antik bir kraliyet kapısının yerine inşa edilen sembolik bir anıttır. Neo-klasik mimariye sahip bu anıtın tasarımı İtalyan mimar Francesco Sabatini’ye aittir.

Parque del Retiro

Evet, artık kalabalığın içerisinden sıyrılmanın ve biraz kafa dinlemenin vakti geldi sanırım. Puerta de Alcalá’nın hemen yanında yer alan, 17. yüzyılda Felipe IV tarafından soylulara adanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar İspanyol monarşisine ait olan Parque del Retiro adlı parka doğru yol alıyoruz şimdi.

Bu park içerisinde barındırdığı anıtlar, çeşmeler, galeriler, yürüyüş alanları, göller ve eşsiz ağaçlar ile Madrid halkının vazgeçilmez dinlence noktalarından biridir. Havaların iyi olduğu günlerde parkta spor yapan, gazetesini okuyan, kukla oynatan, müzik çalan ve tekne ile göle açılan birçok insan görebilirsiniz. Bu neşeli ortamda size önerimiz sadece oturup akışı seyretmeniz. Gerçekten istemsizce yüzünüzde gülümseme beliriyor…

Museo Nacional del Prado

Dünyanın en büyük ve en önemli İspanyol resim sanat koleksiyonuna sahip olan, Juan de Villanueva tarafından tasarlanan ve 1819 yılında açılan Prado Müzesi, ilk başlarda bir bilim evi olarak düşünülmüş daha sonra ise süvari kışlası olarak kullanılmıştır. En sonunda müze olmasına karar verilen bu bina günümüzde tablo, heykel, oyma baskı ve çizim gibi 16. ila 20. yüzyıllar arası döneme ait birçok sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Not

  • Güncel giriş ücretlerini ve müzenin açılış-kapanış saatlerini bu sayfadan öğrenebilirsiniz.

Plaza de Santa Ana

Şehrin Letras semtinde yer alan bu meydanda İspanya’nın en önemli yazarlarından birisi olan Pedro Calderón de la Barca ile ünlü şair Federico García Lorca’un heykelleri yer alır. Ayrıca, eğer heykeller ilginizi çekmiyorsa bile harika kafeleri ve neşeli ortamı da burayı görmek için yeterli bir neden olacaktır.

Plaza de Toros de Las Ventas

Dünya’daki en büyük üçüncü boğa güreşi arenasıdır. Madrid Salamanca bölgesinin doğusunda yer alır. 1931 yılında, Neo-Mudéjar mimari tarzına bağlı kalarak inşa edilmiştir. İspanyollar kendilerinden çok, turistlerin ilgi gösterdiğini söylüyor. Elbette boğaların katliamını izlemek için buraya para vermedik! Ancak ilgi gösterenler olursa şehir merkezinden uzakta olması sebebiyle herhangi bir ulaşım aracı kullanması gerektiğini unutmamalıdır.

Santiago Bernabéu

Gelelim gezimizin son noktasına. Futbolcuların efsane olduğu, efsanelerin ise tarih yazdığı nokta. 1947’de açılmış stat. İsmini bir zamanlar futbolcu olan daha sonraları Real Madrid futbol kulübünün başkanlığını yapan Santiago Bernabéu Yeste’den almış. Kimler gelmiş kimler gitmiş diye düşünüyor derin bir iç çekiyorsunuz içeri girince. Onca tarihi an, onca hatıra, onca sevinç ve onca üzün…Kesinlikle gezilmeye görülmeye değer!

Not

  • 25 € karşılığında, kupalar ve ödüller ile dolu olan müzesini gezebilir daha sonra soyunma odasını ziyaret edebilir ve sahaya inip yedek koltuklarına oturabilirsiniz.

Bu başlık Madrid serisinin 4. yazısıdır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.